Kıbrıs Haber
Kıbrıs
English News
Dolar
Euro
Sterlin
SON DAKİKA
BM Kıbrıs Ofisi, Guterres’in ziyaretine hazır Trump'tan Netanyahu'ya "Kimse bana neyi satıp satmayacağımı söyleyemez" Gazze'de Filistinlilerin "açlıkla" imtihanı sürüyor Döviz piyasalarında günün son rakamları (27 Temmuz 2026) Fransa ve İspanya'nın yangınla mücadelesine AB desteği Avrupa'da çocukları korumaya yönelik sosyal medya düzenlemeleri hız kazandı ABD'li oyuncu Mark Ruffalo "Netanyahu, manyak bir katil" Borsa günü yüzde 1,21 değer kaybederek tamamladı Trump "İran ile görüşmeler başarısız olursa güçlü bir askeri harekâta hazırız" Ahbap Derneği'ne kayyum atandı Yılmaz “Guterres’i KKTC Bayrakları ile karşılayıp, protesto etme planı ertelendi” Trabzonsporlu Cabral'ın golü "Dünya Kupası'nın en güzel golü" seçildi Fed'in bu yıl faizleri sabit tutacağına yönelik iyimser öngörüler devam ediyor Hava sıcaklığı 42 dereceye kadar çıkacak! Üstel’den Guterres’e adadaki gerçekleri kabul etme çağrısı.. Fidan, BM Genel Sekreteri Guterres'le telefonda görüştü "Gerçek tarafsızlık, mevcut adaletsizliği sürdürmek değil, onu ortadan kaldıracak cesareti göstermektir” İncirli "Yapısal reformlarla denetim mekanizmalarını güçlendireceğiz" Güney Kıbrıs’ta ordunun eğitim atışları yangına yol açtı, bazı köyler boşaltıldı Nöbetçi eczaneler (27 Temmuz 2026) BM Kıbrıs Ofisi, Guterres’in ziyaretine hazır Trump'tan Netanyahu'ya "Kimse bana neyi satıp satmayacağımı söyleyemez" Gazze'de Filistinlilerin "açlıkla" imtihanı sürüyor Döviz piyasalarında günün son rakamları (27 Temmuz 2026) Fransa ve İspanya'nın yangınla mücadelesine AB desteği Avrupa'da çocukları korumaya yönelik sosyal medya düzenlemeleri hız kazandı ABD'li oyuncu Mark Ruffalo "Netanyahu, manyak bir katil" Borsa günü yüzde 1,21 değer kaybederek tamamladı Trump "İran ile görüşmeler başarısız olursa güçlü bir askeri harekâta hazırız" Ahbap Derneği'ne kayyum atandı Yılmaz “Guterres’i KKTC Bayrakları ile karşılayıp, protesto etme planı ertelendi” Trabzonsporlu Cabral'ın golü "Dünya Kupası'nın en güzel golü" seçildi Fed'in bu yıl faizleri sabit tutacağına yönelik iyimser öngörüler devam ediyor Hava sıcaklığı 42 dereceye kadar çıkacak! Üstel’den Guterres’e adadaki gerçekleri kabul etme çağrısı.. Fidan, BM Genel Sekreteri Guterres'le telefonda görüştü "Gerçek tarafsızlık, mevcut adaletsizliği sürdürmek değil, onu ortadan kaldıracak cesareti göstermektir” İncirli "Yapısal reformlarla denetim mekanizmalarını güçlendireceğiz" Güney Kıbrıs’ta ordunun eğitim atışları yangına yol açtı, bazı köyler boşaltıldı Nöbetçi eczaneler (27 Temmuz 2026)
Dolar
Euro
Sterlin

Gözyaşlarındaki Aidiyet...3. Bölüm

Bu yazı dizisinde bahsi edilen her konu ve kişiler tamamen gerçektir.

Paylaş
Facebook X LinkedIn Google News
Gözyaşlarındaki Aidiyet...3. Bölüm
Trodos dağlarında doğan güneş… Dağlardan yürüyerek kuzeye geçmek için 24 Ekim günü Ayanni’den çıktığımız maceralı yolculuğumuz, ilk geceki birkaç saatlik uykunun ardından devam ediyor. Tarih 25 Ekim 1974 Sabah doğan güneşin kemiklerimizi ısıtmasıyla uyanıp, tekrardan yola koyulduk.  Hiç durmaksızın 5-6 saat boyunca, hem aç hem susuz yolumuza devam ettik. Birinci hedefimiz asfalt yoldur. Çünkü yol boyunca bize söylenen "Asfaltı geçtik mi bu iş biter" sözleriydi. O ana kadar, geçtiğimiz yollarda, ormanlarda, hiçbir yabancıya rastlamamıştık. Açtık, susuzduk, yorgun ve perişandık. Tüm gücümüzü toplayıp, devam ettik yürüyüşümüze. Öğleyin 12.00 a kadar yürüdük. Bir tepecik üzerine geldiğimiz sırada, araba sesleri geliyordu kulağımıza. Hepimiz, tam siper yere uzandık Nazım Hoca’nın emriyle. Sürüne sürüne, araba seslerinin geldiği yöne doğru ilerledi Nazım Hoca. Başını geriye çevirerek, hem sus, hem de yatın işareti verdi bize.  Gızıl güneşin altında, başımı yaslayacak taş bulamasam da. tekrardan bir güzel uyudum. 43 yıl sonra anılarda geriye dönüş Kemal Osman: Biz orda yattık. Hava güneşliydi. Bir ara tak, tak, tak tuk diye sesler duyuyordum. Meğer o güne kadar varlığından haberdar olduğum, ama hiç görmediğim muflonların, birbirleriyle tokuşmaları sonucu çıkan seslerdi duyduğum. Yorgunluk ve heyecandan bir güzel da uyudum. Ansızın uyandığımda, bir baktım etrafımızda büyüklerimiz yoktu. Sadece yedi sekiz tane çocuk. Haahhh! Dedim. Bunlar bizi bıraktı kaçtı. Kalkıp, beş altı adım gittim. Gördüm ki büyükler yolu ve etrafı gözlemlerler. İşte o andı ki yüreğime serin sular serpilmişti. Tüm açlık ve susuzluğumu unutmuştum. Aradan, yarım saat geçmişti sanırım. birinin dürtmesiyle uyandım. Beklediğimiz an gelmişti… Arabalar sanki bizim geçişimize izin verircesine, mola verdi geçişlerine. Yine, götün götün tepeden kayarak asfalt ortasına düşer düşmez, alttaki yamaçlara atlayıp, her birimiz bir ağaç arkasına saklandık. Halil yaralanmıştı. Elinden kanlar fışkırıyordu. Meğer uçuruma atladığımız sırada, düşmemek için elini koyduğu keskin bir kaya parçası avucunda yaklaşık 5 santim kadar bir kesik oluşturmuştu. Sardı sarmaladı elini Halil. Sessizce ilerleyip, asfalttan epey uzaklaştıktan sonra derin bir nefes almıştık. Oooooooooooohhhhhhhhh! Zorun yarısını atlatmıştık. 16 Saat boyunca aç ve susuz olduğumuzu o an fark etmiştik. Artık tek derdimiz su bulmaktı. Dere yataklarında yürüyüşümüze devam ettik. [caption id="attachment_45811" align="alignnone" width="169"] Nazım Hoca[/caption]  At onu da yakalanırsak hepimizi öldürürler. . . Bir ara, Öztürk taşıdığı tabancayı gösterdi Nazım Hoca’ya. “At onu da yakalanırsak hepimizi öldürürler” dedi Nazım Hoca. Dinledi Öztürk ve çıkarıp çalılıkların içine attı tabancayı. Postacı Özgün’ün anlattığına göre, Kuzeyde birisine iade etmesi için, Öztürk’e emanet olarak verilmişti tabanca. Dere yatağındaki su bulma arayışlarımız sonuçsuzdu. Bir yerde İngiliz döneminde köylere yapılan kurnalı su çeşmesine rastladık. Musluk yeri tıpalıydı. Fakat kurnasında birikmiş su vardı. O durumda temiz mi, değil mi aldırış etmeden, hayvanlar gibi teker teker kurnaya uzanıp kana kana su içtik. Kemal diyor ki “Suyun içinde gurtlar gaynardı. Elimle gurtları biraz kenara çekip ben de su içtim. Hatta Muzaffer Hoca matarasını da doldurmuştu”.  Dağ Keçisi Bile Geçmeye Korkardı… Öyle vadiler ve dere yataklarından geçtik ki, hayatımda bir daha böyle muhteşem yerler görmedim. Öyle yerlerden geçiyorduk ki, dağ keçisi bile geçmekten korkardı. Ayağın kayıp yuvarlansan, şeytanlar bile bulamazdı seni ama manzara da muhteşemdi. Vadi içerisinde ilerlerken bir an kendimi kovboy filmlerindeki sahnelerde hissetmiştim. Bol oksijenden midir nedir, yine acıktığımı hissettim. Salih Fuat, çantasından, haşlanmış bir köy tavuğu çıkarmıştı. Hayatımda, tadını unutamayacağım ve bir daha aynı lezzette tavuk bulamayacağımı düşündüğüm bir andı. Uzun zaman tavuk yiyemedim bu yüzden. Hala sevmiyorum. Lefke Barajı’na gelmiştik artık. Yolda tek gördüklerimiz, müthiş manzaralar ve bir de bizden önce geçenlerin, çalılar üzerinde bıraktığı kıyafetlerdi. (Bırakılan kıyafetler, bir sonra geçecek olan Türk grubuna işaretti. Yol boyunca biz de bırakmıştık işaretlerimizi.) Abı-Hayat ve Okyanus… Baraj suyundan biraz da ürpererek, bir avuçlayıp yüzümü yıkadım ki yeniden doğmuş gibi hissetmiştim kendimi. Hayatımda ilk defa, bu kadar büyük bir okyanus görmüştüm. Köyümdeki derede, Mangafa’nın golimbosu en büyük okyanustu sanırdım. Meğer daha da büyükleri varmış. Kıyısından su alıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra, hedefe yaklaşmanın da heyecanıyla adımlarımı hızlandırdım. Bu arada, 43 yıl sonra, yine Nazım Hoca’nın sözleri çınlıyor kulaklarımda… “Artık geldik be çocuklar. Aha o gavak ağaçları Türk bölgesidir”. Nasıl olsa artık su ihtiyacımız olmaz düşüncesiyle herkes matarasındaki suyu bile baraja boşaltmıştı. Toprak bir yoldan devam ediyoruz yürüyüşümüze. Yine Kemal'ın ifadesiyle “Bizim jenerasyonun en büyüğü olarak Özbay’ı alırsak, ki 16 yaşındaydı, ondan büyükler yürüyemezdi artık." Biz çocukların azmi ve hırsı daha da hat safhaya ulaşmıştı. Barajda verdiğimiz 5 dakikalık mola sonrasında, sadece gruptaki çocuklar olarak, Nazım Hoca’nın gösterdiği istikamete doğru yürüyüşümüze devam ettik. Bizden büyükler ise en az bir kilometre gerimizden geliyorlardı. Açlığımızı ve susuzluğumuzu gidermek için önümüzde bulduğumuz alıç ağaçlarından koparıp yiyorduk. Tam o sırada sağ tarafımızda yüksek dağlarda bir hareket görüyordum. Askerler sağa sola koşarak anlamadığım bir dilde bağrışıyorlar ve bize doğru koşuyorlardı. Hahhhh! Dedik şimdi yakalandık galiba. Yürümeye devam ettik daha hızlıca. Bu kez silahlarını üzerimize doğrultmuş iki asker göründü tepenin ardından. “Gelin, gelin” diye seslendiler. Bir an endişeye kapıldık belki de Türkçe bilen Rum askerlerdir diye. Hem Nazım Hoca’nın gösterdiği istikamet olduğu için, hem de başka bir şansımız olmadığına karar verip yürüdük. Sonrasında ne mi oldu? 3.Bölümün sonu. Devamı 4. Bölümde Cemal Dermuş

Benzer haberler

Featured
BM Kıbrıs Ofisi, Guterres’in ziyaretine hazır 2026-07-27 22:05:54 Trump'tan Netanyahu'ya "Kimse bana neyi satıp satmayacağımı söyleyemez" 2026-07-27 22:00:04 Gazze'de Filistinlilerin "açlıkla" imtihanı sürüyor 2026-07-27 21:51:31 Döviz piyasalarında günün son rakamları (27 Temmuz 2026) 2026-07-27 21:38:45 Fransa ve İspanya'nın yangınla mücadelesine AB desteği 2026-07-27 21:18:55 Avrupa'da çocukları korumaya yönelik sosyal medya düzenlemeleri hız kazandı 2026-07-27 21:14:56 ABD'li oyuncu Mark Ruffalo "Netanyahu, manyak bir katil" 2026-07-27 20:58:53 Borsa günü yüzde 1,21 değer kaybederek tamamladı 2026-07-27 20:47:05 Trump "İran ile görüşmeler başarısız olursa güçlü bir askeri harekâta hazırız" 2026-07-27 20:42:46