FeaturedSerin GümüşYazarlar

Dağ mı dedim deniz mi?

Dağ mı dedim deniz mi? Deniz diye yanıtladı. Çok sevindim, bana sorsanız ben de deniz derdim.

  İnsan duymak istediklerini başka bir sesten duyunca gerçekten de seviniyormuş. İşte bütün sorun tam da duymak istediklerimizi duyduğumuz zaman başlıyor. Tüm gardımızı bir anda indiriveriyoruz. Asıl bakılması gereken noktadan öyle uzaklaşıyoruz ki…  Dağ dese farklılıklarımıza rağmen, onun dağlarında yürüme riskini değerlendirebileceğiz. Belki de boşu boşuna denizlere açılma çabası yerine, dağlarında gezinmek isteyeceğiz. Ama o deniz dedi ya, birden her şeyi unutuverdik. Sor bakalım onun denizleri senin kıyılarına çıkıyor mu? Aslında yaşamak istediklerin duymak istediklerinde olmayabilir. Anlamları aslında senin sularından daha uzaklara denk geliyordur ; fakat gel gelelim sen bundan bi haber yaşıyorsundur. 

  Şimdi eline bir sözlük alsan. Açsan 31. Sayfayı. Ayni harflerle başlayan, birbirinden tamamen farklı anlamlar taşıyan bir sürü kelime çıkmaz mı karşına? Ayni harfle başlayıp farklı anlamlar taşıyorlar diye hangisini suçlayabilirsin?

 Kim garanti edebiliyor mesela benim gökyüzümdeki hikayenin seninkiyle ayni olduğunu? Ayni bulutlara bakmamız, ayni yoldan gittiğimizi mi gösterir her zaman?

 İnsan ilişkileri zor. İradeyi kapsayan her yol çetrefilli, tamam kabul.  Kendi anlamlarımızı yarattığımız sürece aldanışlardan kaçamayacağımız da bir gerçek. Anlamını sorgulamadan, karşımızdakilere yaşanılan duyguların veya durumların  ifade ettiği duruşa bakmadan kendi aynamızı tutuyoruz. Sonra tüm o yüklediğimiz beklentileri kandırmışlar gibi hissediyoruz. Varla yok arasında kalmış olan karmaşalar yaşıyoruz. Ne bir anne çocuğunun, ne bir aşık aşkının, ne bir işveren çalışanının anlamlarında kendininkilerden başka gerçeklerin de olabileceğini kabul etmiyor. Türlü türlü mazeretlerle kendi zihnimizin olasılıklarını kalbimize inandırmaya çalışıyoruz.

 Empati kelimesini TDK “ kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini denemeksizin anlayabilme becerisi” olarak tanımlıyor. Sanıyoruz ki insanlarla empati kurabilmek onları anlamamıza yeterli olacak. Fakat, o an yaşanılan duygunun ne olduğunu anlamam bunun içini karşımdakiyle ayni anlamda doldurduğumu göstermiyor maalesef. Kumsalda uzanmış ayni denize bakarken paylaşılan mutluluk, kıyının sağladığı  güvenden de olabilir, uçsuz bucaksız görünen denizden de.

 Bu durumda kullanmayı yavaş yavaş unuttuğumuz kelimelerle oynamak gerekiyor herhâlde. Mutlu musun diye sormak yerine, en başta mutluluğun bizden başka birinde ne demek olduğunu sormalı ki evet mutluyum cevabının altında aldanışlara yer bırakmayalım. Hepimiz aşığız, mutluyuz, yorgunuz, kederliyiz… Nefes alırken bir şeyler hissetmeye çalışıyoruz. Dağlarda, denizlerde, ofislerde, sokaklarda ortak paydalarda buluşup birbirimize veya bir şeylere ait olmak için çabalıyoruz. Unuttuğumuz şeyse, ait olmak istediklerimizin ne olduğu değil, neye hizmet ettiği…

“Gerçekten yaşadığını hissediyor musun?” diye sormak bizi karşımızdakinin zihninde istediğimiz noktaya götürmeyecek.  “Yaşamak senin için ne demek?” sorusunu sorarak, onu sınırsız olasılıklarında tanıyabilmek, görebilmek ve sevebilmek için bir keşfe çıkmalıyız.

 

Serin Gümüş


Benzer Haberler

“Bu yıl 1 Mayıs’ı evlerimizden, 1 Mayıs Marşı ile karşılıyoruz…”

Voice Kıbrıs Haber

RMMO’nun 25 askeri eğitilmek üzere İsrail’e gönderiliyor

Yağmur bekleniyor

Voice Kıbrıs Haber

KTÖS, “Toplumsal Direniş” eylemlerine yürüyüşle başladı

Bakanlar Kurulu önünde toplanma kararı iptal edildi

Voice Kıbrıs Haber

AİHM’den yeni kararlar bekleniyor